Rabia Çetin
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “ticari dolaşıma uygun değildir” kararıyla yasaklanan Kürtçe film Rojbash için açılan davanın ilk duruşması, 16 Ocak’ta Ankara 3. İdare Mahkemesi’nde görülecek.
Savunmanlığını Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) üstlendiği, yapımcılığını ve yönetmenliğini Özkan Küçük’ün yaptığı Rojbash filmi hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği “ticari dolaşıma ve gösterime uygun değildir” kararının iptali talebiyle açılan davanın ilk duruşması, 16 Ocak’ta Ankara 3. İdare Mahkemesi’nde görülecek.
Davaya ilişkin MLSA’ya değerlendirmede bulunan filmin yapımcısı ve yönetmeni Özkan Küçük, “Sessiz sedasız da olsa bu davayı kazanacağız. Bu davayı kazanmamız durumunda sadece Rojbash değil, bundan sonra çekilecek filmler de özgürleşmiş olacak. Bu davayı özgür bir sinema için yürütüyoruz” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Filmlerini Değerlendirme ve Sınıflandırma Alt Kurulu, 2024 yılında bir grup Kürt tiyatrocunun 25 yıl sonra yeniden bir araya gelişini konu alan Rojbash filminin, “kamu düzeni, küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığının korunması ve Anayasa’da öngörülen ilkeler” gerekçesiyle “ticari dolaşıma ve gösterime uygun olmadığına” karar verdi.
Bunun üzerine yapımcıların savunmanlığını üstlenen MLSA, yürütmenin durdurulması talebiyle İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Ankara 3. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Karara yapılan itiraz da sonuçsuz kaldı ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 6 Ocak 2025 tarihli kararıyla yasağın devamına hükmetti. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine MLSA, 29 Ocak 2025’te Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Filmi çekerken böyle bir yasaklama kararına ihtimal vermediğini söyleyen yönetmen Özkan Küçük, “Kürtçe olduğu için yasaklanabilir gibi bir tedirginliğim yoktu. Açıkçası böyle bir yasak beklemiyordum. Otosansür uygulamadık; ancak belli bir sanatsal çizgide, etik ölçülere uygun çalıştık. Değerlendirme Kurulu’nun da buna uygun bir karar vermesini beklerdim” dedi.
Küçük, “ticari dolaşıma uygun değildir” kararının fiilen bir yasak anlamına geldiğini vurgulayarak, “Bu karar sınıflandırma adı altında alınıyor ama sonucu yasak. Sınıflandırma belgesi olmadan vizyona giremiyorsunuz. Festivallerde de ciddi sorunlar çıkıyor” ifadelerini kullandı. Sınıflandırma sisteminin çocukları ve gençleri koruma amacıyla var olduğunu söyleyen Küçük, “Doğru işlense buna itirazım yok. Ama bunun bir yasak aracına dönüştürülmesi korkunç” dedi.
“Somut gerekçe iletilmedi, ilk kararda yalnızca genel maddeler vardı”
Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu’ndan kendilerine herhangi bir sahneye ilişkin somut bir gerekçe iletilmediğini belirten Küçük, ilk kararda yalnızca genel maddelerin sıralandığını söyledi: “Hiçbir açıklık yoktu. ‘Bu sahne şu maddeye aykırı’ denmedi. Çok genel, toptan bir red vardı. Yasak kelimesi bile geçmiyor. ‘Ticari dolaşıma uygun görülmemiştir’ deniyor.”
Küçük, başvuru sürecinde doğrudan yasak yerine sahne çıkarma gibi taleplerle karşılaşmayı daha olası gördüğünü de belirterek, “Açıkçası sansür önerisi gelir diye düşünüyordum. Yasak çıkmasını hiç beklemiyordum” dedi.
Bilirkişi: Yasak sanatsal ifade özgürlüğüne aykırı
Mahkeme heyeti daha önce dosyayı bilirkişiye göndermişti. Bilirkişi raporunda, filmin yasaklanmasının hukuken yerinde olmadığı belirtildi. Raporda sanatsal ifade özgürlüğüne dikkat çekilerek, sanat alanında yasaklayıcı yaklaşımın düşünsel çeşitliliği ve eleştirel kamusal kültürü sınırlama riski taşıdığı vurgulandı.
Bilirkişi raporunu “detaylı ve önemli” olarak nitelendiren Küçük, raporda filmin çocuklar ve gençler açısından sakıncalı hiçbir unsur içermediğinin açıkça belirtildiğini söyledi: “Bilirkişi, filmin tamamen yasaklanmasının başlı başına yanlış olduğunu söylüyor ve bunu sanatsal ifade özgürlüğüyle açıklıyor. Bu çok önemli.”
Raporda bazı sahnelerin çıkarılabileceğine dair ifadeler bulunduğunu, buna da itiraz ettiklerini belirten Küçük, bunun açık bir sansür önerisi anlamına geldiğini ifade etti.
Bakanlık: Film kamu düzenine aykırı, propaganda içeriyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı, mahkemeye sunduğu savunma dilekçesinde filmin yasaklanmasının hukuka uygun olduğunu savundu. Bakanlık avukatları, filmin kamu düzenine aykırı provokasyonlar içerdiğini ve terör örgütü sempatizanlarını mağdur gösterdiğini ileri sürdü.
Savunmada, filmin Anayasa’nın “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” ilkesine aykırı sahne, diyalog ve görüntüler içerdiği; senaryo ve anlatımda dil, siyasi tercih ve etnik köken temelinde ayrımcı unsurlar bulunduğu iddia edildi. Ayrıca Anayasa’da belirlenen resmî dil dışında başka bir dilin resmî dil olmasına yönelik propaganda yapıldığı savunuldu.
Bakanlık, filmde kamu görevlilerinin (korucuların) görevlerini yerine getirirken itibarsız ve değersiz gösterildiğini, PKK’ye karşı yürütülen mücadelenin haksız ve itibarsız olduğu algısının yaratıldığını, bazı ifadelerin ise toplumda ayrışma ve kutuplaşmaya yol açabilecek nitelikte olduğunu öne sürdü. Bu gerekçelerle filmin, 5224 sayılı Kanun uyarınca ticari dolaşıma ve gösterime sunulmasının uygun olmadığına Sinema Filmlerini Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu’nun oybirliğiyle karar verdiği belirtildi.
Bakanlığın savunmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Küçük ise, “Savunmada Kürtçe kullanmamız ayrımcılık olarak gösteriliyor. Bu çok tuhaf. Fransızca ya da İngilizce film çekince kimse bunu ayrımcılık saymıyor. Ezilen, yok sayılan bir dilde film yaptığımız için ayrımcılıkla suçlanıyoruz” dedi.
Küçük ayrıca filmde eski bir tiyatro oyununun yeniden canlandırıldığını belirterek, “Oyunun bir sahnesinde korucu karakteri izleyici olarak yer alıyor. Bu sahne, sanki devlet görevlilerine hakaret ediliyormuş gibi yorumlanmış” ifadelerini kullandı.
Film yurtdışında gösterildi, Türkiye’de festivallere alınmadı
Rojbash, ilk kez 2023 yılında Duhok Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi. Avrupa prömiyerini ise Düsseldorf Kürt Film Festivali’nde yaptı. Film bugüne kadar yedi farklı ülkede seyirciyle buluştu.
Yönetmen Özkan Küçük, filmin sinema salonlarında gösterilmesine rağmen Türkiye’de hiçbir festivale kabul edilmediğini ifade ederek, “Türkiye’de hiçbir festival filme yer vermedi. Başvurduk ama ya değerlendirme dışı bırakıldı ya da izlenmeden elendi” dedi.
Türkiye’de yalnızca üç sınırlı gösterim yapıldığını belirten Küçük, Diyarbakır, Batman ve İstanbul’daki özel gösterimlerde seyirciyle buluştuklarını ve izleyici tepkisinin güçlü olduğunu söyledi: “Seyircinin filmle kurduğu bağ çok güçlü. Gülüyorlar, duygulanıyorlar, konuşmak istiyorlar. Keşke daha çok seyirciye ulaşabilsek diye düşünüyorum.”
Oyuncu hakkında AİHM’den ihlal kararı
Öte yandan filmde “Kemal” karakterini canlandıran oyuncu Kemal Ulusoy’un yer aldığı Teatra Jiyana Nû (Yeni Hayat Tiyatrosu) grubunun, 1999 yılında sahnelediği Komara Dinan Sermola – Deliler Cumhuriyeti adlı Kürtçe oyun Ankara Valiliği tarafından yasaklanmıştı.
Bu yasak üzerine yapılan başvuruda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin bir tiyatro eserini Kürtçe olduğu için yasakladığına hükmetmiş; ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’yi tazminata mahkûm etmişti.
“Dayanışma çok zayıf, bu dava sadece bizim değil”
Yönetmen Özkan Küçük, film hakkındaki yasak ve dava sürecinde sinema çevrelerinden ve kamuoyundan yeterli dayanışma görmediklerini söyledi. Bu durumun kendisini hem şaşırttığını hem de üzdüğünü ifade eden Küçük, yasağın yalnızca Rojbash ile sınırlı görülmemesi gerektiğini vurguladı:
“MLSA’nın bu davayı üstlenmesi bizim için çok önemliydi; bu aynı zamanda örnek bir dayanışma. Ancak sinemacılardan, sinema örgütlerinden, sansüre karşı duyarlı olduğunu bildiğimiz insanlardan yeterince destek alamadık. Bugün filmimize uygulanan yasak yarın başka filmler için de uygulanabilir. Bu tehdidin görülmesi gerekiyor.
Bu yasaklar sadece bir filmi değil, insanların bir araya gelmesini, üretmesini, faaliyet yürütmesini engelliyor. Bu çok ağır bir müdahale. Ama kamuoyunda bu konuda ciddi bir zayıflık var. Bu dava sadece bizi ilgilendiren bir dava değil. Eğer bu davayı kazanırsak, henüz çekilmemiş filmler için de bir kazanım olacak. Ama kimse böyle bakmıyor. Mesela bu davaya onlarca kişi gelse, yanımızda olsalar bu bambaşka bir şey olurdu. Sessiz sedasız olması daha yaralayıcı.”
Her şeye rağmen davayı kazanacaklarına inandığını söyleyen Küçük, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sessiz sedasız da olsa bu davayı kazanacağız. Sadece Rojbash değil, bundan sonra çekilecek filmler de şimdiden özgürleşmiş olacak. Bu davayı özgür bir sinema için yürütüyoruz.”

