- Bu hafta 4 davada 30 kişi yargılandı. En az 20’si gazeteciydi. Gazetecilik faaliyetleri bir kez daha “delil” olarak dosyalara girdi.
- Duruşmalar geç başladı, davalar yine ertelendi. Adil yargılanma hakkına ilişkin sorunlar tekrar etti.
- İzlenen davaların ortak tablosu değişmedi: ifade özgürlüğü yargılandı.
- Gazeteciler Alican Uludağ ve Mehmet Murat Yıldırım hakkında açılan yeni davalar da, gazeteciler ve hak savunucuları üzerindeki yargı baskısının sürdüğünü gösterdi.
MLSA - Bu hafta izlenen dört davada toplam 30 kişi yargılandı. Özgür Gündem davasında da bir gazetecinin yargılanmasıyla birlikte toplam sayı en az 20’ye ulaştı. Bunun yanında bir insan hakları aktivisti, üç farklı meslek grubundan (gazeteci, yazar, akademisyen) üç kişi ve yedi siyasetçi de hâkim karşısına çıktı.
Haftanın davalarında en yaygın suçlamalar “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası” ve “2911 sayılı kanuna muhalefet” oldu.
Bu hafta izlenen duruşmalarda, adil yargılama ilkeleri bakımından dikkat çekici usuli sorunlar da gözlemlendi.
Diyarbakır’da görülen Nimet Tanrıkulu davasının ilk duruşması mahkemenin iş yükü gerekçe gösterilerek geç başladı. Duruşma salonunda fiziki bir sorun yaşanmasa da salonda sivil polislerin bulunması dikkat çekti. Yargılamanın ilk celsesi olmasına rağmen dosya, eksik hususların giderilmesi gerekçesiyle ertelendi. Tanrıkulu’nun 2012 yılında katıldığı Newroz etkinlikleri gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davaya ilişkin gelişmeler, Tanrıkulu davası ertelendi: “Suçlama mücadelemizi kriminalize ediyor” başlıklı haberimizde yer aldı.
İstanbul’da görülen ve kamuoyunda yakından takip edilen Özgür Gündem davasında, Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in yargılanmasına devam edildi. Duruşmanın, adliye içerisinde düzenlenen bir anma programı nedeniyle geç başladığı kaydedildi. Yargılamanın uzun süredir, sanıklardan birinin yurt dışında bulunması nedeniyle yazılan talimatın cevabının beklenmesi gerekçesiyle tekrar tekrar ertelendiği görüldü. Mahkeme bu duruşmada da aynı gerekçeyle dosyayı 15 Eylül’e bıraktı.
Diyarbakır’da görülen Newroz Tertip Komitesi davasında ise aralarında siyasetçilerin bulunduğu yedi kişi “2911 sayılı kanuna muhalefet” suçlamasıyla yargılandı. Duruşmanın mahkemenin iş yükü nedeniyle geç başladığı gözlemlenirken, dosyada yakalama kararlarının infazının beklenmesi gerekçesiyle yargılamanın ilerletilmediği ve davanın 16 Eylül’e ertelendiği görüldü.
Sosyolog ve yazar Pınar Selek’in çeyrek asrı aşan yargılaması, bu kez de hâkim değişikliği nedeniyle ertelendi ve dava sürecindeki belirsizlik devam etti (haber).
Belgesel sinemacı Koray Kesik’in “Bakur” belgeseli nedeniyle yargılandığı davada ise Kesik, yaptığı işin gazetecilik ve belgeselcilik faaliyeti olduğunu vurgulayarak “tarihe tanıklık etmek istedim” dedi; mahkeme duruşmayı erteledi (haber).
Öte yandan gazeteci Mehmet Murat Yıldırım hakkında sosyal medya paylaşımları ve yazıları gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yeni bir dava açıldı (haber).
Benzer şekilde gazeteci Can Öztürk hakkında daha önce verilen takipsizlik kararının ardından bu kez “kişisel veri” iddiasıyla yeni bir soruşturma başlatıldı (haber).
Ayrıca RTÜK’ün. Açık Radyo’nun lisansını iptal etmesine ilişkin dava Danıştay aşamasına taşınırken, ifade özgürlüğünün yargı kararlarıyla daraltıldığına ilişkin tartışmalar da yeniden gündeme geldi (haber).
Haftanın öne çıkan diğer gelişmeleri arasında, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’ndeki protesto nedeniyle yargılanan altı öğrenciden dördünün tahliye edilmesi ve tutuklu gazeteci Alican Uludağ hakkında iddianame hazırlanarak ağır hapis cezaları talep edilmesi yer aldı.
Uludağ’ın tutukluluğunun devamına karar verilmesi ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunması, gazetecilere yönelik yargı baskısının sürdüğünü gösteren gelişmeler arasında öne çıktı.
Genel tablo, yalnızca ifade özgürlüğü kapsamındaki yargılamaların değil, aynı zamanda bu yargılamaların yürütülme biçiminin de sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Duruşmaların geç başlaması, yargılamaların sürekli ertelenmesi, gazetecilik faaliyetlerinin delil olarak kullanılması ve uzun süren yargılamalar, adil yargılanma hakkı bakımından yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor

