- MLSA, internet yayıncılarına lisans zorunluluğu getiren RTÜK yönetmeliğinin ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.
- Başvuruda, düzenlemenin belirsiz yetkiler tanıdığı ve bağımsız yayıncılar üzerinde caydırıcı etki yarattığı vurgulandı.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet yayıncılığına ilişkin lisans rejimini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Başvuruda, Deutsche Welle ve Amerika’nın Sesi’nin internet sitelerine getirilen erişim engelleri, Euronews’e yönelik lisans zorunluluğu ve Cumhuriyet TV’nin lisans kapsamına alınması örnek gösterilerek düzenlemenin basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği belirtildi.
MLSA, 1 Ağustos 2019’da Resmî Gazete’de yayımlanan “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik”in bazı maddelerinin iptali istemiyle 9 Ağustos 2019’da Danıştay’da dava açtı. Dernek, yönetmeliğin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğüne aykırı olduğunu vurguladı.
Danıştay 13. Dairesi, 31 Ekim 2024’te davayı reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da 2 Nisan 2026 tarihli kararıyla bu kararı onadı. Karar, 18 Mayıs 2026’da MLSA vekillerine tebliğ edildi. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından MLSA, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
“Yönetmelik belirsiz ve öngörülemez”
Başvuruda, yönetmelikte yer alan “bireysel iletişim” ve “internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar” ifadelerinin açık biçimde tanımlanmadığı belirtildi. MLSA, bu belirsizliğin RTÜK’e geniş bir takdir yetkisi tanıdığını ve hangi yayıncıların lisans alma zorunluluğuna tabi tutulacağının öngörülemediğini belirtti.
Dernek ayrıca, RTÜK’ün internet yayın lisansı ve yayın iletim yetkisi başvurularını “uygun bulunanlara” vereceğini düzenleyen hükümlerde değerlendirme kriterlerinin açık şekilde belirtilmediğini ifade etti. Başvuruya göre bu durum, internet yayıncıları açısından öngörülemez bir denetim mekanizması oluşturuyor ve eşitlik ilkesini zedeliyor.
Lisans ücretleri bağımsız yayıncılar için bir yük
MLSA, başvurusunda lisans ücretlerinin özellikle bağımsız gazeteciler ve küçük ölçekli yayıncılar açısından ağır bir mali yük oluşturduğunu belirtti.
Başvuruya göre 2025 yılı itibarıyla internet radyo lisansı için 96 bin 622 TL, internet televizyon lisansı için ise 926 bin 214 TL ödenmesi gerekiyor. MLSA, bu ücretlerin yayıncının gelirine veya mali gücüne göre belirlenmediğini, aynı ücretin hem bağımsız gazetecilerden hem de büyük yayın kuruluşlarından talep edildiğini belirterek düzenlemenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yarattığını savundu.
196 internet adresi hakkında işlem talebi
MLSA’nın RTÜK’e yaptığı bilgi edinme başvurusuna verilen yanıta göre, yönetmeliğin uygulanmaya başlamasından bu yana 390 URL veya internet alan adı için yayın lisansı ya da yayın iletim yetkisi başvurusu yapılması gerektiği duyuruldu.
Bu süre içinde başvuruda bulunmayan ve yayınlarına son vermeyen 196 internet adresi hakkında erişim engeli veya içerik çıkarma talebinde bulunuldu.
Başvuruda, RTÜK’ün Deutsche Welle, Amerika’nın Sesi ve Euronews’e lisans zorunluluğu getirmesi ile Deutsche Welle ve Amerika’nın Sesi’nin internet sitelerine erişim engeli uygulanması, düzenlemenin basın özgürlüğü üzerindeki etkilerine örnek olarak gösterildi. MLSA ayrıca, RTÜK’ün lisans zorunluluğu getirdiği ilk YouTube haber kanalının Cumhuriyet TV olduğuna dikkat çekti.
“Adil yargılanma hakkı da ihlal edildi”
MLSA, AYM başvurusunda adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini vurguladı.
Dernek, 9 Ağustos 2019’da açılan davanın ilk derece yargılamasının 31 Ekim 2024’te sonuçlandığını ve yargılamanın beş yıldan uzun sürdüğünü belirtti. Başvuruda ayrıca ilk derece mahkemesi kararının yaklaşık dört buçuk ay sonra tebliğ edildiği, temyiz incelemesinin de yaklaşık bir yıl sürdüğü kaydedildi.
MLSA, AYM’den ifade ve basın özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesini, ihlalin giderilmesi için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay 13. Dairesi’ne gönderilmesini ve 1 milyon TL tazminata hükmedilmesini talep etti.

